10 Ağustos 2011 - 19:30

Allah’ın adıyla Türk dış politikasının Batı eksenli hareket noktası, ‘’ Afrika-Ortadoğu-Avrasya ‘’ yelpazesinde tutarsızlıklar arz eden bir görünüm sergiliyor…

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Bu tutarsız görünüm çerçevesinde DAVUTOĞLU-ESAD görüşmesini analiz etmek karmaşık gibi görünse de aslında Türkiye-Suriye ilişkilerinde gelinen noktanın vahameti açısından ciddi işaretlerle dolu olduğu söylenebilir.

Türkiye’nin, Suriye konusundaki tutumu ve taleplerinin, Batılı müttefikleriyle örtüşüyor oluşu son derece doğaldır.

Zira Türkiye, özellikle Ortadoğu’da yaşanan olaylara karşı gösterdiği reflekslerle, aslında Batılı müttefikleriyle aynı kulvarda olduğunu açık bir şekilde ortaya koyuyor.

Zaman zaman kendine has hamasi refleksler ortaya koysa bile,( Libya konusunda olduğu gibi ) mensubu olduğu ittifakın rötuşlarıyla, söz konusu fevri refleksler, yerini uyum içindeki doğal seyrine bırakıyor.

Öncelikle ‘’ tutarsızlık ‘’ olarak nitelenen reflekslerin somut açıdan örneklendirilmesi gerekiyor…

Örneğin:

‘’NATO’NUN Libya’da ne işi var ‘’ refleksinin ardından, KADDAFİ’nin azil fermanının İstanbul’da imzalanması ve DAVUTOĞLU’NUN, Dışişleri Bakanı sıfatıyla Libyalı muhaliflerin mitinginde konuşması gibi…

Suriyeli muhaliflerin sözde özgürlük taleplerinin haklılığını yüksek sesle ve ısrarla dillendiren Türkiye’nin, Yemen ve Bahreyn muhaliflerinin haklı talepleri konusunda duyarsız ve etkisiz kalması gibi…

Baas Rejimini, kan döktüğü iddiasıyla suçlayan ve özgürlük taleplerine cevap vermediği takdirde uluslararası toplumun sessiz kalmayacağı ve dış müdahale için zemin oluşacağı düşüncesini dayatan Türkiye’nin, Siyonist Rejime karşı aynı baskıyı uygulamıyor ( uygulayamıyor ) oluşu gibi…

Tutarsızlığın en açık göstergesi ise Ortadoğu halklarının antiemperyalist direnişlerinin karşısında, Türkiye’nin BM-NATO destekli Batı ittifakının içinde yer almasıdır.

DAVUTOĞLU-ESAD görüşmesi, söz konusu ‘’tutarsızlık ‘’ açısından analiz edildiğinde; bu görüşmenin reel politik açıdan hiçbir anlam ifade etmediği ve kesinlikle yapıcı sonuçlar doğurmayacağı sonucuna varılıyor.

Daha DAVUTOĞLU Şam’a gitmeden, Ankara’nın üst düzeyde yaptığı sert açıklamalar, söz konusu görüşmeden çıkacak sonuçların yeterince önemsenmediğini gösteren açık bir işaretti…

Uluslararası kamuoyuna, ‘’ hüccet tamamlama ‘’ olarak yansıtılan bu görüşme, Ankara’nın Suriye konusundaki çıkmazının en belirgin göstergesiydi…

Yaklaşık 6,5 saat süren bir görüşmenin ardından esen buz gibi bir hava ve DAVUTOĞLU’NUN temkinli açıklamalarına yansıyan çelişkili ifadeler, görüşmenin Ankara açısından beklentileri karşılamadığının göstergesiydi…

DAVUTOĞLU’NUN, ‘’ kritik günler geçiriyoruz ‘’ ifadesinin altında yatan hayal kırıklığı, görüşmeden arzu edilen sonucun alınamadığını gösteriyor.

Sayın DAVUTOĞLU, görüşmenin ana hatlarını özetle şöyle sıraladı:

1 – Türkiye’nin talepleri en üst düzeyde iletildi.

2 – Sadece Türkiye’nin mesajları iletildi.

3 – Uluslararası toplumun beklentileri iletildi.

4 – Operasyonlar konusunda Türkiye’nin düşünceleri iletildi.

5 – Akan kanın durmasına ve reformların hızlandırılmasına

yönelik talepler iletildi.

6 – Karşılıklı olarak somut gerekçeler iletildi.

Bakan DAVUTOĞLU’NUN açıklamalarında öne çıkan çelişkili ifadeler ise gerçekten yanıtlanması gereken birçok soruyu beraberinde getiriyor.

Sayın DAVUTOĞLU kritik günlere gebe olunduğunu, birkaç gün içinde bazı hususların netlik kazanacağını ve süreci, atılacak adımların belirleyeceğini ifade ediyor.

Bununla birlikte; beklenti oluşturmak istemediğini ve beklenti içine girmenin de doğru olmadığını belirtiyor!

Suriye kaynaklarına dayanan haberlerde ESAD’ın, Silahlı terör gruplarının saldırılarına karşı tolerans gösterilmeyeceği ve Suriye hükumetinin bu terör gruplarının peşini bırakmayacağı bildiriliyor.

Türkiye’nin operasyonlar konusundaki tutumunu ileten Sayın DAVUTOĞLU, terörist gruplar ve destekçileri hakkında, Türkiye’nin düşüncelerine açıklık getirmekten kaçınıyor.

Suriye’ye sadece Türkiye’nin mesajlarını ilettiğini ifade ediyor ama aynı zamanda uluslararası toplumun hassasiyetlerini ve beklentilerini de ilettiğini belirtiyor.

Sayın DAVUTOĞLU yaklaşık 6,5 saat süren görüşmelerin dostane bir havada geçtiğini belirtiyor. Ancak 6,5 saatlik bu dostane ( ! ) görüşmeden yapıcı bir sonuç çıkmıyor.

Anlaşılan o ki Sayın DAVUTOĞLU’NUN teorik olarak kaleme aldığı ‘’ stratejik derinlik ‘’ içeren prensipler, pratik alanda, yaşama şansı bulamıyor!

Türkiye, Suriye politikasını ciddi anlamda gözden geçirmeli ve geç kalmadan, ulusal çıkarlar ve bölgesel çıkarlar açısından daha tutarlı bir çizgi benimsemelidir.

Sedat AKMERCAN